Uludere PKK ile ‘açık müzakereleri’ başlatma operasyonuydu


“Uludere” kelimesi Başbakan Erdoğan’da “tik” etkisi yaratıyor. Erdoğan bu kelimeyi ağzına alanın üstüne tüm hışmıyla saldırıyor. Erdoğan’ın davranışlarında hem bir panik hâli var hem suçluluk duygusu, hem de bir hırçınlık sözkonusu. Peki, Erdoğan’ı bu kadar panikleten ve hırçınlaştıran gerçek nedir?

Sanırım Erdoğan’ı bu kadar hırçın ve kırılgan yapan gerçek, onun da bildiği bir planın Uludere bombalamasıyla bir fiyaskoya dönüşmesi. Plan şu: Öcalan’a rağmen Silvan saldırısıyla MİT-PKK müzakerelerini baltalayan Fehman Hüseyin öldürülecekti. Böylece hem müzakerelerin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kaldırılacaktı, hem de Erdoğan’ın PKK ile “açık müzakereleri” başlatması için kamuoyu önünde eli güçlendirilecekti.

Zira PKK çevresi Silvan saldırısıyla yıkılan müzakere sürecinden sonra iki ön şart koşmuştu: 1) PKK ile müzakere yapılacaksa açık müzakere süreci dışında kapalı müzakere kabul etmiyoruz. 2) KCK sanıkları serbest bırakılmalıdır.

Bu iki olasılığı mümkün kılıp, Türk kamuoyunu da ikna etmek için yapıldı bu plan. Hem Türk kamuoyunu yatıştırıp hem de PKK ile açıktan müzakereleri başlatmak için en kestirme yok Fehman Hüseyin’in ortadan kaldırılmasıydı.

Palının ayrıntıları değil ama ana hatları MGK’da da konuşulup onay alınmış olmalı. Ancak ya çok felaket bir yanlışlık sonucu (bu çok düşük bir ihtimal) ya da bir ihanet sonucu plan baltalandı. 1996 yılında Ankara’da Öcalan’a karşı yapılan Mercedes Operasyonu’nun benzeri bir durum yaşandı. O zaman da güvenlik birimleri Öcalan’ı öldürmek için bir plan yapmışlardı. Ankara’dan Ergenekon çevrelerinin sızdırdığı bilgi ile operasyon başarısız olmuş ve Öcalan ölümden kurtulmuştu.

Bu ihtimali destekleyici çok sayıda veri var elimizde. Öncelikle Silvan saldırısından sonra PKK saldırılarının arkasındaki ismin Fehman Hüseyin olduğuna ilişkin birçok haber yapıldı. Doğrusu bu haberlerin çoğunluğu da doğruydu. Aslında müzakere sürecini yıkıp masaya tekme vuran PKK kanadının önde gelenlerinden biridir Fehman Hüseyin.

Güvenlik birimleri Silvan saldırısından sonra PKK’nın beli kırılmadan PKK ile yeniden müzakere yapılmamalı noktasında hemfikirdi. Bu nedenle de Silvan saldırısı ile Uludere faciası arasında geçen dönemde güvenlik birimleri etkili operasyonlar yaptı. PKK’ya çok ciddi zararlar da verdirildi. Bu operasyonlar Fehman Hüseyin öldürülerek taçlandırılmak istenmiş olabilir. Fehman Hüseyin’in öldürülmesi PKK’nın içindeki mücadeleci kanadın belinin kırılması için çok önemli bir işlev göreceğinden o dönemde bütün operasyonlar Hüseyin’e odaklandı. Hatta Hüseyin’in yaralandığına ilişkin haberler de çıktı.

Daha da ilginci, operasyonlar tüm hızıyla devam ederken, PKK ile müzakerelere ilişkin hiçbir iz ortada yokken, 27 aralık tarihinde, yani Uludere faciasından bir gün önce, Sabah gazetesinden çok sürpriz bir sürmanşet haberi yayınlandı. Buna göre hükümet KCK sanıklarını serbest bırakacak bir düzenleme hazırlığı içindeydi. CMK 250 ile Özel Yetkili Mahkemeler yeniden düzenlenecek KCK sanıkları serbest bırakılacak(tı). Yani PKK’nın öne sürdüğü “müzakerelerin yeniden başlaması için KCK sanıkları serbest bırakılmalı” ön şartı için hazırlık yapıyordu.

AKP’nin müzakereci kanadına çok yakın Fehmi Koru ve Abdulkadir Selvi’nin yazdığına göre Uludere bombalaması, o gün yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı ile ilgili. “Aylar boyu hazırlanılarak gidilmiş o MGK toplantısına. Hazırlıklar içerisinde daha önce düşünmekten bile çekinilen türden çözüm önerileri eşliğinde kapsamlı temaslar da öngörülüyormuş. (PKK ile açıktan müzakere sürecini başlatmak olmalı o güne kadar görüşmekten bile çekinilen öneriler EU) O MGK’dan çıkan kararla barışçı çözümün önü açılacakmış. ‘Terörist sanılan kaçakçılar’ ve üstlerinde F-16 uçaklarının bitmesiyle birlikte plan da suya düşmüş.”

MGK toplantısından bir gün önce hükümetin/MİT’in operasyon gemisi izlenimi veren Sabah’ın sürmanşetine çekilen 2. Açılım Paketi haberi de MGK toplantısında konuşulacak konulara ışık tutuyor. Buradan hareketle Uludere’de Fehman Hüseyin diye bombalanan köylülerin öldürüldüğü gün MGK’da “PKK’yla açıktan müzakere” süreci için bir karar alınmış olmalı. 28 aralık tarihli MGK bildirisinde etkin işbirliği ile PKK’ya darbe indirildi vurgusu yapıldıktan sonra PKK ile açıktan müzakere sürecini başlatacak işaret veriliyor. “Terör örgütünün istismar alanlarının ortadan kaldırılması amacıyla yürütülen kapsamlı çalışmalar gözden geçirilmiş, bu yöndeki çabaların da, demokrasiden, hukuk devleti anlayışından ve evrensel değerlerden ödün verilmeksizin, kararlılıkla devam ettirileceği kaydedilmiştir.”

Zaten o dönem itibariyle Erdoğan’ın Fehman Hüseyin gibi birini ortadan kaldırıp PKK’ya karşı kesin bir zafer ilan etmeden PKK ile “açık müzakereleri” başlatma olasılığı yoktu. Bu nedenle de tüm planlar Fehman Hüseyin’in ortadan kaldırılmasına yönelik yapıldı ve tüm planlar bir anda çöktü. Erdoğan’ın hırçınlığının arkasında hem planları çökmüş bir mutlak hâkim Başbakan’ın öfkesi hem de bu planların her an ortaya çıkması korkusu yaşayan bir liderin paniği görülüyor.

Peki, bu planı kim bozdu?


Erdoğan’ın çevresine göre bu planı bozanlar “dış odaklar”. Ancak bu senaryo çok zayıf ve çok da tehlikeli.
Çünkü bu planın tüm ayrıntılarını bilen kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Bu da Erdoğan’ın en yakındaki beş altı kişiden birinin devletin stratejisini baltalayacak kadar dış odaklara çalışan biri olduğu anlamına gelir. Doğrusu bu korkunç ihtimali düşünmek bile istemiyorum.


Benim gördüğüm şu: Bu planı bozanlar MİT’in PKK içine sızdırdığı KCK ajanları ile MİT içindeki Aydınlıkçı ekip.
Ayrıntılar gelecek yazıda…


acilim1@gmail.com

By Emre Uslu

Erdoğan Uludere’de mayına bastı


İstanbul’daki il kongresinde esip gürleyince, Uludere hakkında Başbakan Erdoğan’dan çok önemli açıklamalar bekliyordum. Doğrusu “Uluslararası komplo” diye neyi anlatacağını daha çok merak ediyordum. Ancak dağ fare doğurdu. Erdoğan’ın açıklamaları İdris Naim Şahin’in açıklamalarının biraz daha özenli kelimelerle seçilmiş versiyonuydu.

Doğrusu İdris Naim Şahin’e yüklenen AKP’li müzakereci medyanın Erdoğan’ın İdris Naim Şahin benzeri bu açıklamalarına yönelik bir kelimelik eleştiri yazıp yazamayacaklarını merak ediyorum.


Erdoğan konuşmasında dünya tarihinde de Türkiye tarihinde de güvenlik alanında hataların olduğunu anlattı.
Hataları eleştirmenin güvenlik güçleri üzerinde stres yarattığını belirtip onların daha fazla hata yapmalarına neden olduğunu da söyledi. Doğrusu konuşmasının en ilginç yanı örtülü de olsa PKK’lıları çoban sanıp müdahale etmeyen komutana sahip çıkmasıydı. Hatay’da köylüleri çoban sanıp öldüren askerlere de sahip çıktı Erdoğan.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Pınarbaşı’nda bomba patlatan PKK’lıların nasıl olup da Maraş’tan Pınarbaşı’na kadar geldiği sorusunu da çok sert dille eleştirdi. Konuşmanın en önemli noktalarından biri de, Uludere’de kaçakçılar neden PKK’nın döşediği mayınlara basmıyor da askerler basıyor. PKK’nın döşediği mayın haritaları kimin elinde diyerek, PKK ile işbirliği içinde kaçakçılık yapan köylüleri sorumlu tuttu Uludere olayından.

Başbakan’ın CHP Genel Başkanı’na yönelik eleştirisini haksız buluyorum. Kılıçdaroğlu’nun sorduğu “o PKK’lılar Maraş’tan Kayseri’ye o kadar yolu peşinde jandarma olduğu halde nasıl geldi” sorusu son derece haklı ve makul bir sorudur. O aracı içindekileri öldürmeden, imha etmeden durdurmadan bin bir çeşit yöntemi var. Bunu güvenlik birimleri biliyor. En basit yöntemi de öndeki ekibe haber verip aracın lastiklerini patlatarak durdurmak. Yani Erdoğan’ın söylediği gibi o aracı durdurmak için helikopter kaldırıp aracı imha etmenize gerek yoktu.

Eğer o araç gerçekten de normal bir asayiş uygulamasında bir jandarmaya çarpıp yaralayıp kaçsaydı o kadar yol gidemezdi. Bundan çok çok eminim. Ya aracın lastikleri patlatılarak durdurulurdu ya da arkadan ateş edilirdi. “Güvenlik güçlerinin üstünde Uludere baskısı vardı da o nedenle ateş etmediler” anlatımı da boş bir hikâye.

Pınarbaşı’nda patlayan araç neden durdurulmadı sorusunu anlamak için ek soru sormamız gerekiyor. O aracı kim takip ediyordu ve nereden itibaren? Daha açık soruyla o aracı İstihbarat birimleri mi takip ediyordu yoksa Göksun’da jandarmaya çarptıktan sonra durumu bir asayiş olayı olarak değerlendiren Göksun Jandarma ekipleri mi?


Ben o aracın İstihbarat ekipleri tarafından takip edildiğini düşünüyorum.
Bunun için en önemli veri şu: Bölgesel sınırlama nedeniyle Maraş güvenlik güçleri bir aracı Kayseri sınırlarına kadar takip edebilir Kayseri’ye kadar takip edemez. Bu nedenle o ekibin resmî Jandarma araçları tarafından takip edilmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten verilen haberlerde de PKK’lıların takip edildiklerini anladıkları için Pınarbaşı’na saldırdığını anlatıyor. Yani peşlerinde sivil istihbarat ekipleri vardı ve takip uzun süredir devam ediyordu.

Eğer bu senaryo doğruysa o zaman Kılıçdaroğlu haklı olarak o soruyu sorar. İstihbarat birimlerinin de bu soruya mantıklı cevap vermesi gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun sorusuna ek sorular da sormamız gerekiyor. Eğer o araç Pınarbaşı’nda patlamasaydı daha nereye kadar takip edilecekti? Ankara’ya girmesine izin verilecek miydi? Ya peşlerinde İstihbarat ekipleri olduğu halde Ankara’ya girince patlasaydı? Bu sorular sorulur ve sorulmalıdır. İktidarın görevi bu soruları ciddiye alıp ne gibi hatalar yapılmış onun önlemini almaktır. Soruların arkasında komplo aramak değil.

Erdoğan’ın açıkladığı ikinci konu mayın haritaları meselesi. Erdoğan şöyle diyor: “GATA’da bir askerimiz, el yapımı bombayla yaralandı. Dikkat ederseniz kaçakçıların hiçbiri bombalara basmıyor. Harita kimlerin elinde olabilir. Bu haritayla bombaların üzerine basmıyor, rahatça gidip geliyorlar.”


Sanırım Erdoğan’ı güvenlik güçleri fena halde yanıltıyor.
Bana göre Uludere olayında Erdoğan’ı yanıltan o güçler kaçakçıların basmadığı bomba açıklamasını da yaptırdı Erdoğan’a. Belli ki Erdoğan o bombaların üzerine basılınca patlayan mayınlar olduğunu düşünüyor. Oysa o bombalar uzaktan kumandalı veya uzaktan kablo ile patlatılan IED denen bombalar. Bırakın üzerine basınca patlamayı butona basılmadığı sürece üzerinden araçlar geçse de patlamaz. Hatırlayın Erdoğan’ın Şırnak ziyareti öncesinde yolun altına yerleştirilmiş bir bomba ve o bombaya bağlanmış 500 metre uzunluğunda bir kablo bulunmuştu. İşte o kablolar ile patlatılıyor o bombalar. Yani Köylülerin ellerinde harita olmasına gerek yok o bombaların patlamaması için. PKK o bombaları köylüler geçerken patlatmıyor asker geçerken patlatıyor. Erdoğan’ı bu kadar yalın bir gerçek konusunda doğru bilgi vermeyip çok önemli bir açıklama yaptıracakmış gibi milletin huzurunda yanıltanlar Uludere olayında nasıl yanıltır gerisini siz düşünün…

Twitter’den ilk gelen tepkilere bakılırsa toplumun büyük bölümü de o mayın açıklamasına sıkı sıkıya sarılmış. Böylece o köylüler PKK ile işbirliği yapan PKK’nın mayın haritalarından haberdar köylüler olarak algılanıyor ama Erdoğan fena halde yanılıyor. Ayrıca PKK mayın haritasını korucu köylüleriyle paylaşacak kadar aptal bir örgüt değil. Erdoğan’a o mayın haritası açıklamasını kim yaptırdıysa Erdoğan’a çok büyük zarar verdi. Eğer Erdoğan samimi olarak Uludere olayını araştırmak istiyorsa o mayın saçmalığı bilgisini kimden almış onlara baksın…


Kısaca Erdoğan Uludere olayında hiç bu kadar açığa düşmemişti. Tek kelimeyle mayın açıklamasıyla mayına bastı.


acilim1@gmail.com

By Emre Uslu

Ya Uludere’de Bahoz Erdal öldürülseydi


Ya Uludere’de Bahoz Erdal öldürülseydi

Ş  Uslu

Türkiye’nin yoğun gündemi her ne kadar Türkiye’de yaşayanlar için yoğun kaos ve stres içerse de  dışarıdan  bakan birinin gözüyle bakıldığında bir o  kadar gurur verici  gelişmeler göze çarpıyor.

Türkiye’de neler oluyor diye her bakışımda yeni bir atılım, yeni bir eski kokuşmuş düzeni değiştirmeye yönelik proje görüyorum.   Bu gelişmeler her alanda oluyor.  Evet bazen çok saçma  uygulamalar, akıl tutulmaları oluyor. Mesela Uludere olayı. Herkesin neler oldu da 34 masum köylünün canına kıyıldı ? sorusunun  cevap aradığı kaos var ortada.

Ama bana göre  ortada olan şu:  Bir  askeri operasyon ve yıllarca PKK belasından kurtulma mücadelesinde atılmış bir adim ama aksilikler yada entrikalarla yanlış atılmış bir adim ç

Belli ki bir önemli hedef vardı Uluderede; Bahoz Erdal. Samimi olarak şu soruyu sormamız lazım: eğer Uludere faciasında ölenlerin arasında Bahoz Erdal da olsaydı ayni tepkiliyi verip hükümeti eleştirel gazete manşetleri  mi okuyor olacaktık bugün? Yoksa PKK çökertildi diye zafer çığlıklarının atıldığı gazete baslıkları mi okuyacaktık?

Öte yandan bu bir ilk değil dünyanın çeşitli yerlerinde hükûmetler hukuk sistemleri  hata yapmıyor  mu sanıyorsunuz? Şu günlerde saygın Amerikan üniversitelerinin kurduğu database sayesinde ortaya çıkan çarpıcı bir gerçeği tartışıyor Amerika:  Yıllarca hapiste yatıp sonra DNA testleri ile masum olduğu anlaşılan 2000 insan olduğu ortaya çıktı. Rakamın daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Maalesef güvenlik uygulamalarında bu tip fecaatler yaşanıyor.

Tatbikî ben Uludere’de yaşananları temize çıkartmaya çalışmıyorum. Sadece  daha duyarlı olup bir  daha bu hataların olmaması için birlikte hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum.  Yapılan hatanın tamamen   başbakan Tayyip Erdoğan yüklenip  acımasızca eleştirilmesini eleştiriyorum . Eleştiriyoruz  çünkü ilk defa bize eleştirme hakki verildi.  Doğrusu ben ilk defa birileri bir şeyler yapmak için uğraşıyor  ve ilk defa birileri bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumuzu kabul edip fikrimizi soruyor diye düşünüyorum. Böyle hissediyorum. Bir avuç elitin yönettiği bir ülkeden bizim de söz sahibi olduğumuz bir ülkeye dönüştüğümüzü düşünüyorum.

Bana göre Erdoğan’ın en eleştirilmesi gereken yanı, yeni anayasayı bu kadar ertelemesi ve sürüncemede bırakması. Evet yeni anayasa yapılmadı bunu sonuna kadar eleştiriyorum.  Ama şunu unutmayalım ki  Tayyip Erdoğan  bir sorun çözücüdür. Onu Başbakan yapan şey tam da sorunları çözen adam olmasından dolayı değil mi? Tam da bu nedenle güveniyorum ben Erdoğan’ın Uludere’yi çözeceğine de.

Daha dün İstanbul’da su sorununun çözülmez olduğuna inanılmışken Erdoğan gelip kısa sürede çözmedi mi bu sorunu? Erdoğan’ın bizzat kendisi değil mi askeri vesayeti ortadan kaldıran? Bazılarımız aceleci olabilir. Acelecilikte haklı da olabilir. Ama sonuçta geldiğimiz süreçte geriye baktığımızda askeri vesayeti bitirdi mi bitirmedi mi?  O halde nedir bu güvensizlik? Erdoğan’a karşı neden güvensiz olalım? Aksine şimdiye kadar çözdüğü sorunlar Uludere olayını da çözeceğine ilişkin yeterince veri var elimizde.

Galiba mesele bardağa nasıl baktığımızla alakalı. Galiba biraz pozitif bakmaya ihtiyacımız var.  Ben AK Parti ak sütten çıkmış, ak kaşık diye bakmıyorum. Uludere olaylarında da bir suru tartışma program izledim çoğu yazar birbirine girip avazı çıktığı kadar bağırıyordu ama isin asil dramı neydi biliyormuşsunuz? Bazıları ölenlere Allahtan rahmet bile dileme nezaketini hatırlayamayacak kadar olayı kişiselleştirip rant sağlamaya çalışıyordu.

Ben Türkiye’de bir şeylerin değişip iyiye gittiğine inanıyorum  evet bu  zor oluyor ve zor olacak.  Çünkü biz unutuyoruz ama Türkiye cumhuriyeti gerçekten kurulalı bir asır bile olmamış çok yeni bir devlet ve ne yazık ki  ülkemizin çözecek bir çok problem var. Kabul edelim ki çocuklarımızın bizim geçirdiğimiz çocukluktan farklı bir çocukluk geçiriyor. Bu farklılığı büyük oranda da AK Parti yarattı. Doğrusu ben bunları görünce seviniyor ve umutla bakıyorum ileriye.

Yeniden sorayım, Uludere olayında Bahoz Erdal öldürülse bu gün hangi tartışmayı yapıyor olacaktık?

By Emre Uslu

Operasyon hataları


Uludere’de yaşanan skandal neresinden bakarsanız bakın bir istihbarat faciası. Bu tesbiti sanırım tüm ilgililer yapıyor ama bu istihbarat faciası nasıl gelişti, neden bu yanlış yapıldı, nasıl düzeltilir gibi soruları kimse sormuyor. Varsa yoksa “vur emrini kim verdi” tartışması. Elbette vur emrini veren önemli ama asıl sorun bu değil.


Sanırım muhalefet “vur emrini” verenin AKP’li bakanlar veya Başbakan olduğunu düşünüyor veya kamuoyunda böyle algı yaratılmak isteniyor.
Bu doğru değil. Konuyu bu bağlamda tartışmak Uludere’den beri tutumunu sıkça eleştirdiğim Başbakan’a da haksızlık. Uludere faciasında tartışmayı istihbarat zaafından çıkartıp siyasi zemine çekersek bu bir yarar getirmez.

Uludere olayı Türk İstihbarat birimlerinin 11 Eylül’üdür. Nasıl ki Amerikan İstihbarat birimleri insan istihbaratını önemsizleştirip elektronik istihbarata ağırlık vererek 11 Eylül saldırılarını ıskaladıysa, bizim İstihbarat birimlerimiz de elektronik istihbarata çok fazla önem verdiği için yanılmıştır. Bu yanılgı Uludere faciası ile sonuçlanmıştır.

Peki, İstihbarat nasıl yanılır?

İnsan istihbaratı dediğimiz istihbarat yaklaşımında kullandığınız eleman çift taraflı ajan ise yanılırsınız. Sanırım Milli Kaynak’ın Uludere’deki yanılgı nedeni bu. Askerlerin yanılgısı ise elektronik istihbaratı objektif gözle anlamaya çalışmak yerine Milli Kaynak’tan gelen istihbarata göre anlamlandırmaya çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır.

Elektronik istihbarat dediğimiz istihbarat yönteminde temel mantık şöyle çalışır: İstihbarat birimi telefon dinlemeleri, sosyal network analizi, uydu görüntüleri, telsiz kestirmeleri gibi elektronik araç ve gereçlerle elde ettiği verileri bir mantık silsilesi içinde analiz eder.

İşte yanılgının başlangıcı da bu noktadır. Eğer kurduğunuz tez yanlışsa sonuca giden bütün yollar sizi yanlışa götürür. Oysa siz kurduğunuz tezin doğruluğuna inandığınız için takip ettiğiniz kişinin tüm ilişkilerini ona göre yorumlarsınız ve tezinize uyan yeri dosyaya eklersiniz. Çok büyük olasılıkla da yanılırsınız.

Burada bir de mesleki deformasyon devreye girer. İstihbarat birimleri özellikle bazı bölgeler hakkında bazı insanlar hakkında önyargıları vardır. Örneğin bir İstihbarat çalışanına göre bir mafyacı çok büyük olasılıkla hapisten çıktıktan sonra da mafyacılığa devam eder. Bir terörist için de durum aynıdır. Bu sadece Türk İstihbarat birimleri için geçerli bir durum değildir. Tüm dünyada istihbarat birimleri böyle düşünür. İşin gerçeği istatistik olarak bu düşünce biçimi çoğu zaman doğrudur da.

Ancak istisnai durumlarda bu düşünce bicimi güvenlik birimlerini fena halde yanıltır. Kendi başıma gelen örnekle anlatayım. Telefonlarımı dinleyen Milli Kaynak telefonda arkadaşlarımla yaptığım “acaba bir süre daha Amerika’da mı kalsam” şeklindeki konuşmalarımı kendi kafalarında kurdukları komplo teorisine “veri” olarak kabul edip “Emre Uslu Amerika’dan dönemiyor” diye rapora dönüştürdüler. Yandaşların kulağına fısıldayıp operasyon yapmaya kalktılar ve fena çuvalladılar.

Tıpkı bu örnekte olduğu gibi son dönemlerde yaşanan birtakım operasyon problemlerinin arkasında işte böylesi bir mantalite yatıyor. Yani güvenlik birimleri önsezilerini veya komplo teorilerini elektronik istihbaratla destekleyecek veriler bulmaya başladığında ilk kurdukları “bu adam şu örgüttendir” tezine uyan her veriyi dosyaya ekleyerek araştırmalarını derinleştiriyorlar. Dosya kalınlaşıp inceleme derinleştikçe herkes ilk tezin sağlam olduğuna inandığından karşısına çıkan her tuhaf durumu o tezin ana verisi gibi okumaya başlıyor. Bu da yanılgılara neden oluyor.

Uludere faciasında da istihbaratı ilk gelen bilgideki Fehman Hüseyin sınırı geçip eylem yapacak tezine uydurmaya çalıştılar. Askerler, “istihbarat kesin doğru kabul edildiğinden” Heron görüntülerini de telsiz kestirmelerini de anlamaya çalışmadı durumu gelen istihbarata göre anlamlandırmaya çalıştı.


İstihbarat çok kesin bir dille verildiğinden, yerel birimlere sorulursa sızma endişesi taşıdığından yerel birimlere de sorma ihtiyacı hissetmediler veya sormak istemediler.


Eğer o askerler telefon açıp Ortasu Karakolu’na istihbaratın doğru olup olmadığını sorsaydı, bugün şunu tartışıyor olacaktık: MİT’ten gelen istihbarat bilgisi kesindi, yerel birimlere sorulduğu için istihbarat sızdı ve Fehman Hüseyin kaçtı.
Hatta komutan yerel birimlere sorup operasyon yapmasaydı “34 masum köylüyü ölmekten kurtardın teşekkür ederiz” demezdi kimse. Aksine bu istihbaratı yerel birimlere danışarak sızdırdın Fehman Hüseyin bu nedenle kaçtı diye soruşturma açılırdı o komutanlar hakkında.

Aslında elektronik istihbarat dediğimiz teknolojinin sağladığı olanakları her geçen gün kullanan güvenlik birimleri bir süre sonra bu teknolojinin esiri oluyor. Her şeyi teknolojik takip ile çözebileceğini düşünüyor. Özellikle network analizi denen bilgisayar programları üzerinden kişilerin ilişkileri anlamlandırılıp telefon tape’leri ile bu ilişkilerin “delilleri” toplanıyor. Bu bir kısırdöngü aslında güvenlik birimleri için. Hem kolaylık sağlıyor hem de büyük hatalar olabiliyor.

Bu sitemde insan istihbaratı azaldığından dolayı özellikle “hub” (terminal) kişiliklerin kolayca kuşkulu olması durumu sözkonusu oluyor. Diyelim siz doğanız gereği çok sosyal bir kişiliksiniz ve her kesimden insanlarla kolayca iletişim kurabiliyorsunuz ve her kesimden insanla muhabbetiniz var. Bir suç örgütünü uzaktan izleyen polis tarafından elektronik takip ve telefon trafiği ile sizin bu örgütten insanlarla “anlamsız” görünen ilişkiniz görüldüğünde ânında üzerinize bir kırmızı bayrak konabiliyor.

Eğer takip döneminde polis için zaman sınırı varsa, veya kamuoyu baskısının olduğu durumlarda polis elektronik istihbaratı fiziksel istihbarata dönüştüremeyebiliyor. Bu durumlarda şüpheli herkes gözaltına alınıyor, o kırmızı bayrağı izah etmek şüpheliye düşüyor. Ahmet Şık’ın kitabının Odatv’de bulunması bu durum için güzel bir örnektir.

Hub kişileri elektronik takip altında tutan polis çoğunlukla kim olduklarını bilmez. Bu nedenle gözaltına alındıklarında çıkabilecek gürültüyü de hesap edemez. Örneğin Ahmet Şık, Büşra Ersanlı gibi kişilerin kim olduğunu bence polis operasyon öncesinde bilmiyordu. Elektronik yoğunlaşmanın olduğu yerlere odaklanan polisin bu konuda çok ama çok daha dikkatli olması gerekiyor.


acilim1@gmail.com

By Emre Uslu

Uludere köylüleri sınırı geçmese de bombalanacaktı


Uludere olayında medyanın karmaşıklaştırdığı gibi bir durum yok. Çok basit sorulara cevap bulabilirsek 34 masum vatandaşımız feci bir şekilde nasıl katledildi anlarız.

Yanıtını aramamız gereken ilk soru şu: O Heron o noktaya doğrudan mı gönderildi yoksa havada tarama yaparken tesadüfen mi gördü? Eğer medyada yazıldığı gibi Heron o köylüleri köyden çıkışışından itibaren gözetlemeye başladıysa, o Heron daha önce bir bilgiye dayanarak doğrudan o noktaya gönderildi ve kayıtlara başladı. Bu durumda sorulacak kritik soru şu: O Heron’u o noktaya gönderen o bilgiyi kim verdi?

İşte Türk medyası muhtemelen o bilgiyi veren kurumun yönlendirmesiyle bu basit sorunun üstünü örtme telaşında. Bu telaş sayesinde hem yeni bilgiler öğreniyoruz hem de bazı yanlış bilgilerle olay karartılmaya çalışılıyor.

 

Heron o noktaya doğrudan gönderildi çünkü öncesinde sağlam bir isithbarat alınmıştı


1)
Önemli bir bilgiyi Şamil Tayyar yazdı. Uludere saat 18:00 itibariyle hava sahasına kapatılmış. Yani Heron görüntü geçmeye başladıktan 40 dakika sonra… Bu şu demektir: o hava operasyonu Heronların aktardığı bilgiye göre yapılmadı. Çünkü köyden gelen ilk grup ile Irak’tan gelen kaçakçıların buluşma ânı saat 18:25. Yani köylüler Irak’tan gelenlerle buluşmadan hava sahası kapatılmış hava operasyonu için düğmeye basılmış zaten. Ayrıca bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı karar verilip hava sahasının kapatılması için ek bilgiye ihtiyaç var. İşte o ek bilgi, o Heron’u oraya gönderen ilk istihbarat bilgisiydi. Yani o operasyon Heron görüntüsü üzerine değil ilk istihbarat bilgisi üzerine yapıldı.


2)
Heron o noktaya sadece grubu tesbit edip yerini tam olarak belirlemek için gönderildi. Amerikalıların Predatorları da, grup güneye doğru giderse düşüncesiyle yerlerini gözden kaçırmayalım diye çağırıldı. Bu da operasyona İHA kayıtlarına göre değil, İHA’lar oraya gitmeden gelen ilk istihbarat verilerine göre karar verilmiş olduğuna gösterir.


3)
Yeni Şafak manşet haberinde ise Heron 14:40’ta sınır bölgesindeki kaçakçıların evlerinden çıkış görüntülerini merkeze iletmeye başladı, bilgisini veriyor. Bu bilginin ne kadar sağlıklı olduğunu bilmiyorum. O görüntüleri izleyen milletvekillerinden CHP’li Levent Gök bu bilgiyi doğrulamıyor, ancak Heron görüntülerinde köylülerin sınırın hemen öte tarafından Irak’a doğru gittiklerini gördüklerini anlatıyor. Bu da Heron’un o bölgeye bir ilk istihbarat verisine dayanarak gönderildiğini gösteriyor.


4)
Meclis komisyonunun açıklamalarına göre ise ilk Heron görüntüleri, saat 15:59’da Siirt kırsalından gelip Şırnak üzerinden olay noktasına doğrudan gittiğini gösteriyor. Bu o Heron’un olay yerini görüntülemek için doğrudan o noktaya yönlendirildiğini gösterir. Bu da ilk istihbarat verisiyle mümkün.

 

Köylüler Türkiye’ye değil Irak’a doğru gitselerde de bombalanacaklardı


5)
“Heron’un grubun ilk görüntüsünü aldığı bu saatte, sözü edilen Predator, bölgeden 180 kilometre uzakta, Kandil üzerindeydi. TSK, grubun terörist olduğunu değerlendirdi. Grubun güneye hareket edebileceği düşünülerek, ABD’lilerden Kandil üzerindeki Predator’un bölgenin güneyine gönderilmesi istendi.” Bu veri “teröristler sınırımızdan içeri sızmak üzereyken bombalandı” argümanını çürütüyor. Eğer o grup bizim sınırımıza yönelmeyip güneye doğru, yani Irak’ın içlerine doğru yönelseydi de bombalanacaktı. Tam da bu nedenle gözden kaybetmeyelim diye Amerikan Predatorları çağrıldı; çünkü Türk İHA’ları Irak sınırının ötesinden gözetleme yapamıyor. Türk İHA’sının üç saatir görüntü aldığı bir grup için ayrıca bir Amerikan İHA’sı çağırmanın başka bir mantığı olamaz.  Zaten gazetelere sızdırılan açıklamlarda da grup güneye giderse diye Amerikan İHA’sı oraya çağrıldı bilgisi veriliyor.

Elimizdeki bilgilere göre saat 19:16’da ilk grup Türkiye sınırına doğru dönmeye başlıyor arkasından diğer gruplar da Türkiye sınırına yöneliyor.  Saat 19:40’ta  sınırdaki birlikten gruplara doğru aydınlatma atışları ve top atışı yapılıyor. Muhtemelen grupların Irak’ın içine doğru yönelip yönelmeyeceğini anlamaya çalışıyorlar. (yerel komutanlar top atışı yapın emirnin yukarıdan geldiğini ifade ediyor bu da bu görüşü destekler bir veri) Grupların Irak’ın içine doğru yönelmek yerine bir alanda toplanmaya başladığını görünce de Amerikan İHA’sını bölgeden uzaklaştırıp bobalama için emir çıkıyor.

Eğer gruplar Irak’a yönelseydi bu durumda Amerikan İHA’sından gelen görüntüler esas alınarak o gruplar yine bombalanacaktı çünkü ilk isithbarata çok güverniyorlardı. Bu nedenle de O grup sınırı geçmeden vuruldu çünkü sınırın bu tarafına geçse komuta Kara Kuvvetleri’ne geçecek, başka bir hukuk işleyecekti. Çok sınırlı sayıda kişinin bildiği ve operasyon kararı verdiği için de grupların sınırı geçmeden vurulması istendi.

Uludere olayına karşı geliştirilen Dağlıca’da, Aktütün’de PKK böyle sızdı ve birliklere sızdı argümanı tutarsız. Çünkü o gruplar ”sızmaya” çalışmasa ve güneye doğru yönelse de bombalanacaktı. Eğer bu varsayım doğru değilse şu soruyu açıklamak mümkün değil. Henüz Irak’tan ve Türkiye’den gelen kaçakçılar bir araya gelmeden  Saat 18:00’de de hava sahası neden kapatılır? Hava sahası kapatıldı çünkü o grubun bombalanmasına heron görüntülerine göre karar verilmedi. Bu durumda o grubu bombalayan uçaklara “kalkış emri” saat kaçta verildi, bu önem kazanıyor.

 

Medya ilk istihbaratı vereni örtmek için yanlış bilgi veriyor

6) Türk medyasında son çıkan haberler işte bu “ilk istihbarat bilgisini kim verdi” sorusunu gizlemek üzere kurgulanmış bir senaryoya ait veriler. Bu nedenle de yanlış bilgilerin bizatihi kendisi de önemli hale geliyor. Bu yanlış bilgileri medyaya kim verdi, neden?

Bu yanlış bilgileri şu şekilde sıralayabiliriz.


a)
Fikret Bila’nın aktardığı yanlış bilgi: “TSK, vurulan kaçakçı grubunun daha önce Türkiye’den Kuzey Irak’a geçtiği bilgisine sahip değildi. Grup, ilk kez Türkiye’ye dönüş yolunda görüldü.” Oysa Uludere komisyonunda görevli tüm vekiller grubun Türkiye’den Irak’a giderken görüldüğünü anlatıyor. O halde bu yanlış bilgi neyi örtmek için verildi? Benim tahminim, ilk istihbarat bilgisini kim verdi sorusunu karartmak için.


b)
Yeni Şafak’ın haberinde gördüğüm çelişkili bilgi: Batman’dan 14:00’te havalanan TSK’ya ait bir Heron, Bitlis’ten başlayıp, Hakkâri’ye, ardından da Şırnak semalarına 14:35 civarında ulaştı. Oysa Uludere komisyonunda izlenen görüntülere göre Heron Siirt kırsalından ilk görüntüyü saat 15:59’da aktarıyor. Bu yanlış bilgi şu açıdan önemli. O Heron havada gezerken tesadüfen mi gördür o kaçakçıları yoksa bir istihbarat üzerine doğrudan mı yönlendirildi. Yeni Şafak’ta görünen bu çelişkili bilgi sanki “o Heron tarama yaparken tesadüfen gördü” bilgisine zemin hazırlamak için verilmiş gibi. Zaten Abdulkadir Selvi’nin yazısında bu ima çok daha açık veriliyor. Bu da ilk istihbaratı kim verdi sorusunu örtmek için verilmiş bir karartma bilgisi gibi görünüyor.

Bu durumda şu soru en hayati soru olmaya devam ediyor: ilk istihbaratı kim verdi?

Ali Rıza Kuğu emekli YAŞ’ta edilip Uludere olayı kapatılacak

Göründüğü kadarıyla Uludere olayı o birimin başındaki komutana yıkılacak ve General Ali Rıza Kuğu önümüzdeki YAŞ kararıyla emekli edilip konu kapatılacak. Bu durumda General Kuğu elindeki bilgileri kamuoyuyla paylaşırsa belki günah keçisi olmaktan da kurtulur, olayı da aydınlatmaya yardımcı olur.


acilim1@gmail.com

Not: Bu yazı 23 Mayız 2012 tarihinde Taraf gazetesinde çıktı. Ancak bazı noktalar daha iyi anlaşılsın diye Blog’da açıp daha net anlatmaya çalıştım..

By Emre Uslu

Çalışmalar devam ediyor Paşam


Türk Silahlı Kuvvetlerinin çilekeş sınıfı Uzman Jandarma’ların çilesini dile getiren çarpıcı şiir bir Uzman jandarma tarafından bana gönderildi. Bazı kısımlarını çıkarıp şiir içinde düşünsel akışı sağlamak bakımından mısraların yerlerini değiştirmek gibi bazı düzenlemeleri yaptım. Uzman Jandaramaların çektiği sıkıntıyı anlatan bu çarpıcı metni dikkatinize sunuyorum. Emre Uslu

Çalışmalar devam ediyor Paşam

Seksen dokuzda başlanıldı çalışmaya
Devam ! Biz artık başladık alışmaya
Hatta Uzman Erbaşla karıştırılmaya
Çalışmalar devam ediyor Paşam Continue reading

By Emre Uslu

Predator’lar o köylüleri 19:40’ta görmüş olmalı


Uludere faciası ile ilgili son tartışmaların pimini çekip siyasetin ortasına atan Wall Street Journal (WSJ) Türkiye’deki tartışmalarla ilgili yeni bir haber yayımladı. Haberde yeni detaylar veriliyor. Bu haliyle TSK’nın açıklamasıyla WSJ’ın haberleri birbirini yalanlamıyor aksine tamamlıyor.


WSJ
raporundan anlıyoruz ki Amerikalıların Uludere olayındaki rolü Türk basınında abartıldığı kadar değil. Amerikalılar şüpheli bir grup tesbit edip Türk makamlara bildirmiş. Türkler Amerikalıları o alandan hemen çekmişler. WSJ haberiyle Türk kamuoyuna yansıyan bilgileri birlikte okuyunca durum daha net anlaşılıyor. Continue reading

By Emre Uslu

Cemaat, ilke, tolerans ve Ergun Babahan


Cemaat, ilke, tolerans ve Ergun Babahan

Ergun Babahan’ın cemaat ve polise ettiği küfür ve hakaretler Türkiye’de infial yarattı. Tıpkı Oktay Ekşi’nin AKP’liere küfürlerinde olduğu gibi halk  haklı olarak Babahan’a da tepki gösterdi. Ancak başta cemaat medyası (Today’s Zaman hariç) olmak üzere merkez medya Ergun Babahan’a kol kanat açıp sahip çıktı. Oysa aynı camia Oktay Ekiş’ye karşı yöneltilen haklı eleştirilerde sözünü sakınmamıştır. Hatta çok da cömert davranmıştı.

Aslında Oktay Ekşi’nin başına gelenler dünyada da benzerleri olan olaylardı. Örneğin Amerikalı radyo yapımcısı Don Imus siyahi basketbol oyuncuları için talk Show programında ”kıvırcık saçlı O… lar” dediği için işini kaybetti. Yani dünyada da bir camiaya küfreden kişinin karşılaştığı yaptırım Oktay Ekşi’ninki gibi benzerlik taşıyor. Üstelik bir camiaya küfür edenlerin özür dilemeleri de yeterli bulunmuyor. Nitekim Oktay Ekşi gibi, Don Imus da özür dilemişti ama yeterli bulunmamıştı. Her iki medya figürü de işinden atılmıştı. Continue reading

By Emre Uslu

AKP yüzde 50’nin altına mı düşüyor


Şubat ayında Boston’da katıldığım bir konferansta nisan sonu mayıs ayı itibariyle AKP oylarının yüzde 50’nin altını göreceğini belirtmiştim. O süreçte AKP’nin oyları yüzde 55 civarına dayanmış ve ivme yukarı doğru görünüyordu. Doğrusu bir siyasi gözlemci için o dönemde çıkıp AKP’nin seçim grafiğinin durağan olabileceğini söylemek bile riskliyken mayıs ayına kadar AKP’nin ivme 50’nin altını göreceğini söylemek çılgınlıktı. Ancak Türkiye’de siyasal network’ların seçmen davranışlarına etkisini bilen herhangi bir kimse trendin ne yöne kayacağını kolayca tahmin edebilirdi. Benim de yaptığım bu. Continue reading

By Emre Uslu

Derinler hareketli, haberiniz olsun…

This gallery contains 1 photo.


 17 Aralık 2011 TARAF Not: Bu yazı yayımlandığında ULUDERE faciası yaşanmamıştı. MİT krizi ufukta bile yoktu. Newroz gerilimi olmamıştı. AKP’nin Ergenekon ve KCK’yı salıverme planı henüz açıklanmamıştı. Cemaat-AKP gerilimi görünmüyordu. 28 Şubat tartışmaları yapılmamıştı. Olanlara bakınca derinlerin bir hayli başarılı … Continue reading

By Emre Uslu
Besir Atalay

Beşir Atalay’ın Ergenekon Açılımı: Ergenekon ve KCK serbest kalacak


Emre Uslu
Beşir Atalay’ın Ergenekon Açılımı

 

Beşir Atalay’ın sözünü ettiği “Demokratik Açılım” paketinin ipuçlarını Sabah yayımladı. Eğer sözü edilen Kürt Açılımı paketi buysa bu paketin Kürt sorunu ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Genel Kürt kitlelerinin taleplerine ilişkin bir tek KELİME bile yoktur. Bu açılımın adı net olarak Ergenekon Açılımı’dır. Ergenekon sanıklarını kurtarmak için düzenlemiştir. Velev ki bunlar demokrasi için gerekli diyelim. Bu maddelerle Kürtlere bir hak verilmiyor. Umarım Başbakan bu oyuna dur der ve en son Aydın Menderes’in vasiyetinde yer alan Ergenekon davalarına sahip çıkmaya devam eder. Tek umut o çünkü.

İsterseniz demokratik açılım paketi diye bize yutturulmaya çalışılan maddeleri sizler için tercüme edeyim:


• Düzenleme 1) 
Uzun tutukluluk süreleri de tartışmaya açılacak. Yargılamayı hızlandıracak bazı mekanizmalar devreye girecek. Şu aşamada tutukluluk süreleri kısaltılmazsa bile yargılamanın hızlanmasıyla bu sorun kısmen aşılmış olacak. Düzenlemede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da dikkate alınacak. “Yasa önünde eşitlik, adil yargılama hakkı” ilkelerine aykırılık teşkil eden maddeler süzgeçten geçirilecek.


Tercümesi: 
Ergenekon sanıklarını serbest bırakacak CHP’nin istediği uzun tutukluluk sürelerinin indirilmesi sağlanacak. Böylece Ergenekon sanıkları ile birlikte KCK sanıkları da serbest kalacak.


• Düzenleme 2) 
Her türlü suç terör amacıyla ilişkilendirilerek özel soruşturma ve yargılama usullerine tabi kılınabiliyor. Adil yargılama hakkının sağlanabilmesi için Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun özel yetkili mahkemeleri ve uygulayacakları muhakeme kurallarını düzenleyen 250, 251 ve 252. maddeleri de gözden geçirilecek.


• 
Düzenleme 3) Her iki yasada terör örgütünün faaliyeti nasıl ve nerede başlar, nerede biter konularına açıklık getirilecek.


Tercümesi: 
Ergenekon yapılanması, siyasal bir amaç için şiddet kullansalar bile, terör suçu sayılmayıp özel mahkemelerden alınacak. Eğer Ergenekon yapılanmasına mahkeme terör örgütü tanımı yapar ve bu örgütü terör kapsamına alırsa mahkemeler bittikten sonra bile güvenlik güçleri, terör örgütünü izleme yetkisi olduğundan bu örgütün faaliyetlerini izleyebiliyor. Örneğin Hizbullah silahlı faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı ama terör örgütü olarak yargılandığı için Hizbullah’ın örgütlü faaliyetleri yasal olarak güvenlik güçlerinin takibi altında. Eğer Ergenekon Beşir Atalay’ın yeni açılım planı ile terör örgütü kapsamından çıkarılıp çete suçu kapsamına alınırsa veya daha hafif bir suç olarak tanımlanacak yasal düzenleme yapılırsa Ergenekon’dan yargılananlar suçlu bulunsa bile örgütün takibi yapılamayacağı için Ergenekon faaliyetleri ve suçluları mahkemeler sonrasında, güvenlik birimlerinin gözetimi-denetiminden kurtarılmış olacak.

Ayrıca özel yetkili mahkemelerin görev alanını daraltarak Ergenekon gibi, çete gibi, şike gibi suçları bu mahkemelerin faaliyet alanından kurtarıp böylece Ergenekon’un tamamen önünün açılması sağlanacak. Zaten CHP’nin CMH 250, 251 ve 252’yi kaldırmak için vermiş olduğu yasa teklifleri Meclis’te bekliyor.


• Düzenleme 4) 
TCK’nın 216. maddesinde yer alan “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun düzenlenmesi öngörülüyor.


Tercümesi:
 OdaTV davası boşa çıkarılacak. Zira iddianamenin temel argümanlarından en önemlisi Ergenekon adına basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa teşvik suçu.


• Düzenleme 5) 
Terör eylemlerine karışmamış, silahını teslim etmeye hazır örgüt mensupları için “etkin pişmanlık” dışında bazı sürpriz adımlar atılacak. (Örneğin, silahı bırakıp teslim olmaları için belli bir süre verilecek, bu süre zarfında teslim olanlar hakkındaki yakalama emri kaldırılabilecek.)


Tercümesi: 
PKK’ya fiili bir af çıkacak ama bu yasanın verimli sonuç vermesi ancak Öcalan veya PKK liderleri ile yapılacak bir anlaşmaya bağlıdır. Öcalan veya PKK liderleri işaret etmediği sürece dağdan kimse inmez. Zaten PKK ile gönül bağı kopmuş olanlar dağdan inip aktif pişmanlık yasasından yararlanıyor. PKK ile gönül bağı devam edenler dağdan inmez. Eğer bu düzenleme Öcalan ve PKK liderliği ile varılan bir anlaşma sonucu çıkıyorsa o zaman bambaşka bir süreçten söz ediyoruz demektir. Bu durumda Öcalan’ın ev hapsi de “sürpriz adımlar” arasındadır. Ancak açıklandığı kadarıyla Öcalan veya PKK liderleri ile böylesi bir anlaşma yapılmadı.


Düzenleme 6) 
TCK’nın 215. maddesindeki, “suçu ve suçluyu övme” maddesinin gözden geçirilmesi planlanıyor. TMK’nın 7. maddesindeki “terör örgütüne ait amblem ve işaretleri taşıyanlara” 10 yıl hapis öngören düzenleme elden geçirilecek.


Tercümesi: 
Sayın Öcalan demek serbest olacak. Örgüt sembolleri taşınabilecek. Bu iki konu zaten fiilen serbest. Fiili durum yasalara giriyor. Açılım maddesi olarak sunulması şark kurnazlığı.


Demokrat kamuoyunun gönlünü hoş tutmak, gelen eleştirileri önlemek için iki mavi boncuk da var Ergenekon Açılımı’nın içinde.

Bunlardan biri TMK 7. ve TCK 220. maddeleri üzerinde düzenleme yapılarak terör propagandası yapmak ve örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüte bilerek veya isteyerek yardım edenleri cezalandıran antidemokratik maddeler düzenleniyor.

Ayrıca bir de Ergenekon davası sürecinde Ergenekon ile mücadele eden gazetecilerin yargılandığı maddeler düzenleniyor. Bu düzenleme de “Ergenekon’u af ediyorsunuz onunla mücadele edenleri cezalandırıyorsunuz” türünden eleştirilerin önünü kesmek için yapılmış öteki bonus düzenlemedir. Ergenekon’u serbest bırakacaksanız ben kendi adıma söyleyeyim beni cezalandırsanız da olur. Faili meçhullerin kapısı açılıp Ergenekon sokağa salınmışsa Ergenekon ile mücadele edenler için hapishane daha güvenli çünkü…

Özetle bu düzenleme Ergenekon için yapılıyor ve bu değişikliklerin hiç biri Kürtlerin hakları ve Kürt sorununu çözmek için yapılan düzenlemeler değil…


acilim1@gmail.com

 

http://www.taraf.com.tr/emre-uslu/makale-besir-atalay-in-ergenekon-acilimi.htm


By Emre Uslu
Korkarim 2012 Kolay gecmeyeek

Korkarım 2012 kolay geçmeyecek


21 Ocak 2012 TARAF

Korkarım 2012 kolay geçmeyecek

AKP yüzde 50 oy alıp yeni anayasa vaadiyle yeniden iktidara gelince hem ülkenin geleceği için beklentiler yükselmiş hem de sistemin dönüşeceğine ilişkin umutlar artmıştı. Ancak seçimden sonraki sürece bakıldığında ülkenin yakın vadede geleceğini bir kenara bırakın 2012 yılını kazasız belasız atlatsak diye düşünmeden edemiyor insan. Bu kadar karamsar olmak için ne gibi sebepler var?


1)
 AKP hükümeti gittikçe tabanıyla çelişen ve kendi etrafına doluşmuş yalakalardan oluşan bir kesimden başka kimseyi dinlemiyor. Bilgi ve liyakatin yerini yalakalığın, hakkaniyetin yerini kayırmacılığın, vefanın yerini nankörlüğün aldığı bir yönetim anlayışından umutlu olmak için saf olmak gerekiyor. Dahası, AKP iktidarında hemen her adım artık 2014 planlarına göre atılmaya başlandı. Parti içindeki üç ekip kendi adamlarının başbakan olması için kıyasıya çalışma yapıyor. Dolayısıyla artık Tayyip Erdoğan’ın AKP’si için “topal ördek” demek yanlış olmaz. Bu durumda AKP’den reformcu ajandayı bir kenara bırakın ülkenin normal gidişatına müdahale etmesini beklemek bile iyimserlik olur.


2)
 AKP partner değiştirme sürecine girmiş gibi görünüyor. Daha düne kadar AKP’ye küfreden adamları AKP’nin iktidar sahipleriyle aynı karede daha sık görmeye başladık. Candaş medya artık “onu at beni al” mesajlarıyla AKP’ye sağdan yaklaşıyor ve AKP de bu zarfı boş göndermiyor. Dikkat ediniz AKP’ye yönelik dost acı söyler eleştirileri son dönemlerde hep “yandaş” kategorisine konan medya organlarından gelmeye başladı. Hatta bu eleştirileri nedeniyle işini kaybedenler oldu. AKP ile dünkü düşmanları aynı şarkıyı söylemeye başladı. Özellikle siyasal iktidarın partner değiştirme dönemleri kolay zamanlar değildir. Bu süreçte çok harala gürele çıkar bu nedenle de 2012 çok kolay geçecek gibi görünmüyor.


3) Dış politikada ortalık iç dengelerden daha karışık durumda.
 İran bütün maharetiyle Acem oyunu oynamaya devam ediyor. Düne kadar uyumakta olan birtakım örgütler adeta kulaklarına sur üflenmiş gibi teker teker uyanmaya ve bildiriler yayınlamaya başladı. Geçen gün Türkiye’nin Bağdan Büyükelçiliği’ne yapılan saldırıyı İran’la ilişkili bir örgüt üstlendi. Bu örgütlerin arasında Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok’u öldüren Kudüs Savaşçıları ile Tevhid-Selam örgütlerinin yeniden uyanmaya başladığına ilişkin ciddi bilgiler gelmeye başladı. Kudüs Savaşçıları örgütünün profesyonel bombacısı –ki Uğru Mumcu’yu öldüren bombayı yapmıştı– halen yakalanamamıştır. Bu kişilerin ne kadar profesyonel oldukları gözönünde bulundurulursa Acem suruyla uyandırılan bu örgütlerin ciddi tehditler oluşturacakları değerlendirilebilir.


4) PKK yine bu süreçte ayrı bir aktör/taşeron olarak eylemlerini arttıracaktır.
 Bu noktada Öcalan’ın en son verdiği “Süreç çok hassas, görüşmeye şu aşamada çıkmak doğru değil” mesajı bu anlamda önemli bir mesaj. Öcalan muhtemelen daha önce kendisine yönelik kötü muamele iddiaları nedeniyle karışan Diyarbakır sokaklarının bu mesajla yeniden karışacağını bekliyor olabilir.

Bu bağlamda önümüzdeki dönemde PKK’nın da eylemlerini arttırmak istediği bilinen bir gerçek. Ancak KCK operasyonları nedeniyle sokağı hareketlendiremeyen PKK son çare olarak Öcalan’ın etkisini kullanmak için Öcalan’ın son pasını gole çevirmekte gecikmeyecektir. Bu bağlamda önümüzdeki dönemde sırayla PKK liderleri tekmil verircesine Kürt medyasına çıkıp Öcalan’a tecrit uygulanıyor, kötü muamele var, 2006’daki süreç yeniden derinleştirilmek isteniyor içerikli mesajlar vereceklerdir. Bu da Güneydoğu sokaklarında yeni bir hareketlenmenin trendini başlatabilir. Bu nedenle de 2012 kolay geçmeyecektir.


5) Ergenekon davası (1. İddianame) için artık mahkeme sonuna doğru yaklaşıyoruz.
 Bir yandan da Ergenekon yapılanması yeniden organize olma sürecine girmiş bulunuyor. Bu çerçevede Ergenekon networkunun bir terör örgütü olarak tescil edilmemesi için alabildiğine kulis faaliyeti yapıldığı da biliniyor. Bu bağlamda iktidar sahiplerinin bazı açıklamalarını da ayrıca not etmek gerekiyor. Ancak mahkemelerin mevcut delil durumuna bakarak Ergenekon yapılanmasını şiddet örgütü olarak tanımlamaması sürpriz olur (Hoş bu sürprizi Hrant Dink davasında gördük). Bu durumda 2012’de Ergenekon’un organize ettiği birtakım eylemlerin olabileceğini de belirtmek gerekiyor.


6)
 Daha önce de belirttiğim gibi, Kozmik Oda operasyonundan sonra durdurulan ve yeniden organizasyon sürecine alınan Seferberlik Tetkik Kurulu’nun “siyah kuvvet” unsurları artık organizasyonlarını tamamlamış bulunuyor. Bu unsurların yeniden operatif hale gelebileceği değerlendirmeler arasında. Bu durumda kaynağı belirsiz birtakım eylemlerin yapılabileceğini değerlendirmek de yanlış olmayacaktır.


7)
 Son dönemlerde bağlamsız ve suni bir cemaat tartışması başlatıldı. Bu tartışmayı son derece kaygıyla izliyorum. Bu tartışmanın arka planını çok iyi bilirim. Hiçbir doğru tarafı olmadığı halde birtakım bilgiler kamuoyuna pompalanarak kamuoyu hazırlanır. Bunun nedeni yapılacak operasyonlara hazırlıktır. 2004-2005 yıllarında başlatılan “misyonerlik” tartışması bu operasyon sürecinin en güzel örneğidir. O dönem de öylesi bir tehlike yokken sanki her apartmanda bir kilise varmış algısı yaratılmıştı ve sonunda misyonerleri ve Hrant Dink’in öldürülmesi süreci geldi. Bugün de Gülen cemaati için böylesi bir ortam yaratılıyor ve muhtemelen Ogün Samast ve Yasin Hayal gibi kişilerin cemaatten birilerine saldırmaları için zemin hazırlanıyor. Bu süreç iki tarafı da kesen Gladyo kılıcı gibi bir süreç. Hem Kürt hem Türk milliyetçilerinin aynı anda cemaate saldırılmaları için psikolojik zemin hazırlanıyor. Bu nedenle de doğrusu 2012’den kaygılıyım.


8)
 Daha da kötüsü bunları yazdığınız ve gelecek tehlikeye karşı açıkça uyarılarda bulunduğunuz halde altında başka nedenler aranıyor. Bu da körlüğü daha da derinleştiriyor. Asıl bu nedenle kaygılıyım 2012’den…


acilim1@gmail.com

 

By Emre Uslu
MIT

Kusursuz operasyon


Daha önceki bilgi ve öngörüleri doğru çıkan Ankaralı dostum son sürece ilişkin ilginç bir analiz yaptı. Sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim:

Ankaralı dostuma göre, son bir yıldır Ankara’da cemaatçi bürokrat avı var ve bu av artık sürek avına dönüşmüş durumda. Bu konuda Bilal Çetin’in verdiği “MİT cemaat aleyhinde bilgiler toplamış bu artık operasyon aşamasına gelmiş” bilgisi önemliYani MİT cemaate mensup bürokratları fişlemiş. Ahmet Necdet Sezer zamanındakine benzer uygulamalarla kapıcılardan alınan bilgilerle bürokrat fişlendiği iddia ediliyor. MGK’da irtica iç tehdit olmaktan çıkmasına rağmen MİT cemaat üyelerinin peşini bırakmıyor. Bu fişlemelerin hukuksal temelinin bulunmadığı, bunun için de hukuksuz fişlemeleri yapanların “Başbakanlık emri” kılıfı altında kurtarılmaya çalışıldığı iddia ediliyor. Continue reading

By Emre Uslu
FGulen

Cemaat tasfiye edilecek, KCK sanıkları serbest bırakılacak


Cemaat tasfiye edilecek, KCK sanıkları serbest bırakılacak 

 

Başlıktaki cümle son krizde yaşanan bütün tartışmanın ana fikrini oluşturuyor. Bu AKP içindeki müzakerecilerin, MİT ve BDP/KCK çevreleri ile bazı müzakereci aydınların ortak planı. Savcının MİT Müsteşarı’nı çağırmasıyla da bu planı uygulamak için kamuoyu hazırlandı.

Hatırlayın MİT-PKK mutabakatında yer alan bir metinde “Taraflar, ayni süre içinde Anayasa Konseyi, Barış Konseyi, Hakikat ve Adalet komisyonu için isim düzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isim önerilerini sunarlar” deniyordu. Mutabakattaki maddelerin uygulamaya konulduğunu görüyoruz. Son krizde krizin MİT tarafında pozisyon alan aydınlardan bazıları Mutabakattaki Barış Konseyi ile Hakikat ve Adalet Komisyonu için adı geçen aydınlar. Bu da onların neden bu kadar keskin bir şekilde MİT’i savunduğu ve KCK operasyonlarını yapan kesimlere cephe aldıklarını net olarak açıklıyor. Bu aydınlardan bazıları Barış Konseyi ve Hakikat ve Adalet Komisyonu çalışmalarının öncüsü kabul edilebilecek birtakım çalışmalara da katıldılar. Bu komisyonlar için adı geçen bir yazarın yazıları son süreçteki operasyonu net olarak göstermesi bakımından oldukça önemliydi. Continue reading

By Emre Uslu

Stratfor İbrahim Kalın ve AKP medyası


Stratfor İbrahim Kalın ve AKP medyası

Tanıdığım İbrahim Kalın’ı anlatayım diyorum ama AKP medyasının Taraf’a karşı tutumuna, boğazımıza sarılmış tüm hıncıyla üstümüzde tepinmesine bakınca midem bulanıyor. Bu muydu tıynetiniz arkadaşlar? Bir alaturka tutarsızlık almış başını gidiyor farkında değil misiniz? Bu Stratfor denen kuruluş önemli mi, gölge CIA mi bir karar verin. Eğer gölge CIA diyorsanız, Başbakan’ın yakınlarına “bu ne iş” diyen Taraf’ın arkasında olmanız gerekmiyor mu? Karanlıklar prensinin şirketiyle oturup kalkan Davutoğlu’na “bu ne yaman çelişki” diye sormanız gerekmiyor mu? Karanlıklar prensi diye tefe koyduğunuz bu adamlarla kucak kucağa, koyun koyuna girmiş gazetelerinize “bu neyin anlaşması” demeniz gerekmiyor mu? <!--more--> Continue reading

By Emre Uslu
Newroz da Kurt Bahari Denemesi yapyilacak

Karayılan’dan Newroz şifresi: Yüksek yerlere ateş yakın


Karayılan’dan Newroz şifresi: Yüksek yerlere ateş yakın

7 şubatta yaşanan krizin arkasında MİT’in bulunduğunu, amacının da KCK ve Ergenekon sanıklarını bıraktırmak üzere planlanmış bir mekanizmayı tetiklemek olduğunu birkaç defa yazmıştım. Dün Beşir Atalay, yeniden, Ankara’da KCK ve Ergenekon sanıklarını serbest bırakacak üçüncü yargı paketinin “müjdesini” verdi. Sürpriz yok. Süreç planlandığı gibi yürüyor.

Üçüncü yargı paketinin amacını en net, OdaTv, Ergenekon ve Balyoz davası sanık avukatlarından Celal Ülgen anlattı: “Yargı paketinin görüşüldüğü Adalet Komisyonu’nda, Barolar Birliği’ni temsilen ben bulunuyorum. CMK, TCK ve TMK görüşülecek. Bu maddeler yasalaştığı takdirde ise, çok sayıda tahliye gelecek. KCK da dâhil, yargılanan birçok kişi etkilenecek, bini aşkın, on bin bile diyebilirim, kişi tahliye olacak.”

AKP, “KCK ve Ergenekon’u serbest bırakacak” diye yazdığımda işitmediğim küfür kalmadı. Şimdi aynı şeyi Başbakan Yardımcısı söylüyor. “Kusursuz operasyon”la hazırlanmış kamuoyuna bu, “demokratikleşme paketi” olarak sunuluyor. Oysa bu paketin tek amacı var MİT-PKK protokollerinde yer alan KCK sanıklarının serbest bırakılarak, müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesi. Continue reading

By Emre Uslu
Gazeteci Yesil'ler

“Gazeteci Yeşil”ler


“Gazeteci Yeşil”ler

Sevgili dostlar, bir süredir Sabah gazetesi Özel İstihbarat Servisi Müdürü Abdurrahman Şimşek ve ve Yardımcısı Ferhat Ünlü bana saldırıyor. Bu kişilerin MİT krizi patladıktan sonra bana saldırıya geçmelerine anlam veremedim doğrusu. Sanırım bana saldırmaları için sağlam bir motivasyonları var. Saldırıda o kadar pervasızlaştılar ki, çok iddialı oldukları istihbaratı da bir kenara bırakıp, tamamen kara propaganda yöntemlerine başvurmaya başladılar.

Kullandıkları dil ve üslup, Odatv ve çevresinin bana karşı yürüttüğü 2008-2009 dönemindeki kampanyanın tıpkı basımı. Her iki odağı da yönlendiren kurum, keşke kampanya yürütürken, en azından dil ve üslubu zenginleştirselerdi. Odatv’nin yürüttüğü kampanyada da, önce hakkımdaki asılsız iddiaları internet üzerinden dolaşıma sokuyorlar, sonra da bazı gazetelerdeki köşeler üzerinden merkez medyanın gündemine getiriyorlardı. Şimdi de benzer bir süreç işliyor. İşin daha tuhafı ise bu şahısların yürüttüğü kampanyaya, bir zamanlar Odatv’de yazarlık, yapan ve sonra bir medya sitesi kuran bir kişinin de anında suflelerle destek vermesi. Continue reading

By Emre Uslu

AKP’nin güç zehirlenmesi


AKP’nin güç zehirlenmesi

Dikkat edin seçimden sonra bütün tartışmaların kaynağında AKP var. Oysa geçen dokuz yıllık süre toplamında AKP ve yaptığı icraatlar bu kadar tartışmamıştı. Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bu ülkenin, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP’ye ekmek kadar su kadar ihtiyacı var. Başbakan Erdoğan’ın niyetinin çok iyi olduğunu da biliyorum. Geleceğin Türkiye’sinde Erdoğan damgasının olduğunu da biliyorum. Ancak AKP bana göre güç zehirlenmesi yaşıyor.

Bu güç zehirlenmesinin en belirgin örneğini AKP medyasında görüyoruz. ”Bizden başka akıllı yok” havasında çoğu. En küçük eleştiriyi kendilerine yönelik planlı saldırı olarak okuyorlar. Bunun karşısında da hemen organize saldırıya geçip eleştireni boğmaya çalışıyorlar.  Bu durum öyle bir noktaya geldi ki, “AKP’nin oyları geçen ay yüzde 54’ten yüzde 51’e geriliyor, dikkat, mayıs ayına kadar bu düşüş sürerse yüzde 50’nin altına düşer” yorumunu bile AKP’ye saldırı olarak algılayanlar var. Sanki yüzde 50, AKP için kutsal eşik. Sanki AKP oyları yüzde 50’nin altına düşerse ülke karışacak gibi algılıyorlar. Belki de korkuyorlar bundan. Bunun adı  neresinden bakılsa güç zehirlenmesidir. Continue reading

By Emre Uslu
Muzakereci

Müzakereci plan çöktü, yeni plan çalışır mı


Newroz sürecinde PKK’nın bir kez daha “devrimci halk savaşı” başlatma girişimi, Silvan saldırısından sonra müzakereci yaklaşımları bir kez daha boşa çıkardı. Gerek AKP ve devlet içindeki müzakereciler, gerekse müzakereci aydınlar, “PKK barış istiyor” iddiasıyla müzakere umutlarını yükseltmeye başladıkları anda PKK etkili eylemler yapıp müzakerecileri boşluğa düşürüyor. Silvan öncesinde de Newroz öncesinde de aynı süreci gördük.

Müzakereciler PKK’nın telaffuz etmediği “barış” ve “silah bırakmayı” ısrarla PKK’nın ağzına yakıştırıp kamuoyunda boş algılar yaratmaya çalışıyorlar. Israrla PKK’nın silah bırakması mümkün, umudunu pompalıyorlar. Oysa PKK’nın böyle bir niyeti veya açıklaması yok.

2006 yılından bu yana Öcalan ve PKK ile görüşen devlet kurumları ve en son da MİT’in en büyük yanılgısı da buydu. PKK’nın silah bırakacağına ilişkin yanlış bir umut beslediler hep. Siyaset kurumunu da yanılttılar.

Gazetelere yansıyan “PKK ve Kürt sorununda yeni plan” hem müzakereci aydınların hem de MİT ve AKP içindeki müzakerecilerin yanıldığının, geliştirdikleri siyasetin iflas ettiğinin, bizzat AKP yönetimi tarafından ilan edilmesidir. Müzakereci yaklaşım, tüm tavizlerine rağmen PKK’yı barışa ikna edemedi. Hükümet yeni plan ile bunu teyit ediyor. Yeni plana göre Öcalan ve PKK ile görüşmeler yapılmayacak. Müzakereci planın ana aktörleri Öcalan ve PKK’nın devre dışı bırakılması, müzakereci planın iflasını gösteren en büyük işaret.

Peki, yeni plan neyi getiriyor:

1) Kürtlerle Kürt sorunu konuşulacak

Yeni plan, uzun süredir savunduğum “Kürt halkları PKK ile müzakere ve mücadelenin rehinesi olmamalı” görüşüne yakın bir plan. Bu planın müzakereci yaklaşımdan en temel farkı Kürt sorunu ile PKK sorununun ayrı ele alması. Müzakereciler, Kürt sorununu PKK ile müzakerenin rehinesi yapmış, bölgeyi KCK’ya bırakıp PKK’nın hegemonyasını kabul etmişti. Yeni planda ise bu ayrım netleşiyor. Şu maddeler bu açıdan önemli: “Kürt sorununun çözümünde sivil siyaset kanalı dışında hiçbir kanala itibar edilmeyecek, kullanılmayacak. Bu amaçla doğrudan halk muhatap alınacak ve sivil siyaset kanalıyla çözüm aranacak. Güneydoğu’da ve diğer bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşlar, PKK ve KCK’nın baskısından kurtulacak.” Yani hükümet, Kürtlerin taleplerini PKK ile değil tüm Kürtlerin temsilcileri partilerle konuşurum ona göre planlar geliştiririm diyor.

2) PKK ile PKK sorunu konuşulacak

Planda yer alan “PKK, silahlı eylemlere devam ettiği sürece silahlı mücadele devam edecek. PKK ile bir daha görüşülecekse bu ancak silah bırakması için olacak. PKK silahlarını Türkiye’ye teslim ettiğinde, yargısal sorumluluğu olmayanlarla nasıl bir prosedür uygulanacağı belirlenecek.” Maddeleri de hükümetin PKK ile konuşma zeminini oluşturuyor. Yani hükümet MİT ve müzakerecilerin yaptığı gibi, PKK ile Özerklik, Anayasa Komisyonu gibi konuları konuşmayacak. PKK ile barış ve affa ilişkin konuları görüşecek. Böylece hükümet MİT’e verdiği sınırsız görüşme yetkisini sınırlıyor ve PKK ile görüşmelerde KIRMIZIÇİZGİLERİNİ belirlemiş oluyor. Yani bundan sonra PKK ile her kim görüşürse, MİT’in yaptığı gibi bölgeyi PKK’nın yönetimine bırakan mutabakat metinleri imzalayamayacak.

3) AB Yerel Yönetim Şartı üstünden çözüm

Bana göre yeni planın en somut kısmı “yerel yönetimler güçlendirilecek, uluslararası hukuka dayalı ilkeler esas alınacak” cümlesi. Planın bu kısmı 1988 yılında bazı şerhler koyarak imzaladığımız Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nın üstündeki şerhlerin kaldırılmasını esas alıyor. Bu kısım uygulanabilir, zira ortada somut bir uluslararası anlaşma var. Sorunu AB Yerel Yönetim Şartı çerçevesinde çözüme çalışmak yeni anayasaya da gerek bırakmıyor. Zira usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar iç hukukta Anayasa ile aynı değere sahiptirler. Birçok yönden Anayasa engeline takılan Kürt sorunu AB Yerel Yönetimler Şartı ile engeller aşılarak çözülebiliyor.

Hükümet AB yerel yönetimler şartındaki şerhleri kaldıracağını duyurarak hem PKK’nın özerklik stratejisini boşa çıkarabilir, hem Türkleri rahatsız etmez, hem de Anayasa engeline takılmadan sorunu kısmen çözer.

4) Öcalan ve PKK planı sabote etmek isteyecektir

Tabii burada en kritik konu PKK ve Öcalan’ın yeni plana nasıl yaklaşacağı. Zira PKK elindeki silahıyla şiddeti tırmandırarak yeni planı sabote edebilir. Özellikle müzakerecilerin imzaladığı eski planın Öcalan’ın 2004 yılından beri özenle hesaplayarak geliştirdiği ve özünde Öcalan’ın affını amaçlayan plan olduğu düşünülürse Öcalan’ın yeni planı onaylaması kolay olmayacak. Yeni plan Öcalan’ın geliştirdiği “önderlik” metaforunu tamamen çökertiyor. Muhtemelen Öcalan bu plan için “3. Komplo” değerlendirmesini yapacaktır. PKK da benzer bir şekilde yaklaşacaktır.

5) Müzakereciler plana karşı çıkacaktır

Plana müzakereci yaklaşıma destek veren devlet içindeki kurumlar ile aydınlar da sert tepki verecektir. Özellikle devlet içindeki müzakerecilerin planı sabote etme potansiyeli yüksek. Müzakereci aydınların da kamuoyunu plana karşı etkileme gücü var. Bunun ilk belirtileri de ortaya çıkmaya başladı zaten.

6) Planın başarı şansı ne?

Yeni planın başarı şansı uygulama takvimiyle yakından ilgili. Eğer hükümet yeni plana ilişkin bir uygulama takvimi açıklarsa başarı şansı var. Örneğin gelecek bir yıl içinde AB Yerel Yönetimler Şartı’nın üstündeki şerhleri kaldıracağım, bu çerçevede anadil eğitimini garanti edeceğim şeklinde bir takvim açıklarsa planın başarı şansı var. Eğer yapmazsa, bu plan da Açılım beceriksizliğinin yanına eklenir.

Bakmayın siz müzakerecilerin planı gömmek için çırpınışlarına. Bu plan uygulanabilir bir plan. Ancak içi ivedilikle doldurulmalı ve en geç bir aya kadar bir uygulama takvimi açıklanmalı. Yoksa bu planı da çöpe atabilirsiniz…

acilim1@gmail.com

By Emre Uslu

Balyoz delilleri sahte mi?


Balyoz delilleri sahte mi?

Balyoz davasında sona yaklaşılırken belli ki savunma avukatları yeni bir kamuoyu oluşturma hamlesi yapmışlar. Daha önce defalarca, Türk hukuk sisteminde yeri olmayan kurumlardan aldıkları ”raporlar” ile benzer yöntemlere başvurdular. Burada açıkça görünen bir olgunun altını çizmek gerekiyor. Balyoz davasında savunma tarafı bu davayı mahkemeye karşı değil kamuoyuna karşı savunuyor. Bunun için de merkez medyadan azımsanmayacak destek buluyorlar.

En son Amerika Birleşik Devletlerinden aldıkları bir raporla yine kamuoyu yaratmayı başardılar. Bunun amacı da çok açık. Balyoz davasında sona yaklaşılıyor. Savunmalarıyla mahkemeyi ikna edemediklerini düşünüyorlar. Bunun için de kamuoyu yaratıp kamuoyuna yönelik bir PR çalışması bu. Continue reading

By Emre Uslu

Endonezya modeli


Kürt sorununun çözümüne ilişkin yeni strateji tartışılıyor. Eleştiriler ilk güne nazaran biraz daha kırılmış durumda. Bunda kısmen Başbakan’ın verdiği sinyal etkili oldu denebilir. Başbakan destekliyor diye yeni stratejiye yönelik eleştirilerin azalması sağlıklı değil. Ancak yeni stratejiye yönelik eleştirilerin de tutarlı olması gerekiyor.

Eğer hükümet MİT’in yaptığı gibi, müzakerecilerin aklıyla hareket eder yeni stratejiyi de sadece BDP ile görüşerek Kürt sorununu çözmeye kalkarsa büyük hata yapar. BDP oradaki tüm Kürtleri temsil etmiyor. Bu nedenle Kürt sorununu çözmek için tüm gruplarla görüşmeler yapmalı hükümet. Buna, Kürt Hizbullahı, AKP’nin Kürt tabanı, Hak-Par, Zazalar, aşiret liderleri, bölgedeki sivil toplum önderleri, dinî gruplar, Süryaniler, Araplar, ve hatta bölgede etkin bireylerin de dâhil edilmesi gerekiyor. Continue reading

By Emre Uslu

2012’de PKK


Doğrusu 2012 yılı için tutarlı bir PKK projeksiyonu yapabilmek için Newroz ve sonrasındaki gelişmeleri görmeyi bekledim. Zira PKK hakkında yapılacak yıllık projeksiyonlar için en önemli göstergelerden biri Newroz olayları ve hemen ertesinde olabilecek gelişmelerdir. Sanırım PKK için 2012 projeksiyonu yapmanın tam zamanı şimdi.

1) PKK artık ”Kürt hakları” için savaş veren bir örgüt değil. Zira PKK artık Kürt haklarının alınması için silahlı bir kavganın anlamsız olduğunu görüyor. PKK özellikle Silvan saldırısından sonra 4. Stratejik Hamle diye tanımladığı şiddet dalgasını “statü savaşı” için başlattı. Bu nedenle de Silvan saldırısı ile aynı gün Abdullah Öcalan tarafından kurdurulmuş DTK tarafından ilan edilen “demokratik özerklik” hamlesi tesadüf değildir. “Statü savaşının” gereği bir hamleydi. Continue reading

By Emre Uslu

Mill Demokrasi Konseyi 1 numaralı bildirisi


Yüce Türkiye Milleti;

Büyük insanlığın bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bu bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Demokrasisi, 12 Eylül 1980’den bu güne, izlediğiniz gibi dış ve iç mihrakların tahriki ile, varlığına ve bütünlüğüne yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir.

Demokrasi, başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla demokrasiyi kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. Böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini alabildiğine arttırmışlar ve vatandaşların demokratik hakları ve güvenliği tehlikeye düşürülmüştür. Continue reading

By Emre Uslu

Arttıran yok mu


Uludere faciasının yaşandığı sabah saat 5:00’te, henüz tüm Türk medyası suskunluğa bürünmüşken twitter’dan avazım çıktığı kadar bağırmış ve Uludere’de bir facianın yaşandığını hükümetin öğlen olmadan özür dilemesi gerektiğini belirtmiştim. Doğrusu yerel yetkililerin beklentileri de bu yöndeydi. Hükümet yetkilileri olay gecesi bilgilendirilmiş ve hükümete bu feci hatadan dolayı özür dilemeliyiz şeklinde öneriler sunulmuştu. Ancak hükümet bugüne kadar özür dilemedi. Yarım ağız bir açıklamalarla facianın üstü kapatılmaya çalışıldı.

Aslında olay ilk gün netleşmişti; Ankara’da hükümetin de çok güvendiği kurumların içindeki bir damar ile PKK içindeki bir damarın ortak operasyonuydu Uludere faciası. Amacı da o dönemde hızla devam eden etkili nokta operasyonlarını durdurup, KCK operasyonlarını önleyip müzakere masasına oturmaktı. Yani Uludere’deki 34 masum Kürt vatandaşı aslında “müzakere şehidi” idi. Continue reading

By Emre Uslu

Başbakan Erdoğan’a açık mektup


16 Nisan 2012 Trihli TARAF gazetesinde cikan yazim

Sayın Başbakan Erdoğan, ilgili bakanlar ve Sayın Genelkurmay Başkanı;

Uludere faciasında yaşanan olaylardan sonra yazdığım yazılar ve twitter mesajlarından dolayı hükümet ve devletin bazı rahatsızlıklarının olduğunu biliyorum. Bunu Başbakan zaten açıkladı. Bu tarihten itibaren gerek ben gerek Taraf gazetesi ve diğer çalışanları istihbarat kuşatması altındayız, bunu da biliyoruz. Zaten Mehmet Baransu’nun peşine takılan MİT mensupları bu kuşatmanın fiziki tarafına en net delildir.

Fiziki kuşatmanın yanında ayrıca psikolojik kuşatma altına da alınmaya çalışıyoruz. Bu kuşatmanın hedeflerinden biri benim. Buna hazırlıklıyım da. Sonuçta Türkiye’de yaşıyoruz ve maalesef demokrasi açısından çok sorunlu bir ülkenin çok talihsiz yurttaşlarıyız.

Sayın Erdoğan, bu psikolojik kuşatma son dönemde psikolojik harekâta dönüşmüş durumda. Bu mektubu da size bu nedenle yazıyorum. 23 Mart tarihinde bana ulaşan bilgilere göre Başbakan’a çok yakın bir medya organının başının, “Emre Uslu Amerika’dan gelemiyor. Çünkü gelirse başına çok kötü bir iş geleceğini bizzat Başbakan’dan kulaklarımla duydum” diye bir fitne dedikodusu dolaştırıldığı bilgisine sahibim. O medya yöneticisinin, bu “bilgiyi” bir internet sitesi yöneticisi ile paylaştığını, bunu internet sitesinden bu “bilgi”yi yazmasını istediğini de biliyorum. Bu “bilgi”yi “kendisinin kullanamadığını, çünkü yöneticilik yaptığı grubun belli dengeleri gözetmesi gerektiğini” ilettiğini biliyorum. Bu “bilgi”nin kayıtları bende mevcut. İsterseniz bu bilgileri sizlerle paylaşırım gereken araştırmayı yapıp siz de teyit edebilirsiniz. Continue reading

By Emre Uslu

O isim Akif Beki


Başbakan Erdoğan 28 Şubat hakkında yaptığı değerlendirmede “28 Şubat’ın talimatıyla tutuklandım” demiş. Nihayet 28 Şubat’ı yargılıyoruz. Bu güzel bir gelişme. Ancak 28 Şubat’ın tersinden bir versiyonunu yaşadığımızı da kayda geçirmek durumundayım.

Pazartesi günü Başbakan’a yazdığım açık mektupta devletteki tüm dosyalarıma girildiğini, nüfus kütüğüm, askerlik dosyalarım, banka hesaplarım dâhil hepsinin gazetecilere servis edildiğini yazmıştım; artık biliyorum. Daha kötüsü bu “gazeteciler” terör bölgesinde yaşayan ailemin adresini yayınlayarak onları tehlikeye attılar. Beni de ellerinde dosyalar olduğu iddiasıyla tehdit ediyorlar. Önce nüfus kayıtlarını yayınlayacaklarını söyleyerek tehdit ettiler. Bana gönderdikleri “özel” mesajla da hakikaten nüfus kayıtlarımın ellerinde olduğunu gösterdiler. Şüpheye bırakmayacak şekilde artık nüfus bilgilerimin, banka hesaplarımın ellerinde olduğunu biliyorum. Continue reading

By Emre Uslu

Operasyon deşifre


Eski Ankara müstevlilerinin yerlerini yenileri aldı. Eskiler ne yapacaklarsa halka rağmen yapardı. Bunu herkes bilirdi. Yeni müstevliler sureti ha(l)ktan görünüp fitneyle nizam kurmaya kalkıyor. Kibirli bir neo-Kemalist üslupla kendinden olmayanı önce itibarsızlaştırıyor sonra yok etmeye çalışıyorlar. Kibirli ama aynı zamanda da korkak yeni müstevliler. En sık başvurdukları yöntem, kapalı kapılar ardında fısıltı fitnesiyle itibarsızlaştırma kampanyası. Fısıldaşıyorlar çünkü korkuyorlar. Fişliyorlar, havuzlar oluşturup ötekileştirdikleri kim varsa o havuzlarda boğmaya çalışıyorlar. Her profesyonel karakter katili gibi yüzünüze gülüp arkadan vuruyorlar. Makamlarının kerametini şahsi ferasetleri sanıyorlar. Karşılarına dikilip utanmaz münafıklıklarını yüzlerine vurunca avazları çıktığı kadar bağırmaya başlıyorlar. Continue reading

By Emre Uslu

Erdoğan’ın zulmünü bile Ergenekon’a tercih ederim


Geçen hafta gündeme getirdiğim Erdoğan’ın çevresine yönelik tartışmalardan sonra şimdiye kadar Ergenekon’u savunmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan bazı kalemler tartışmanın ortasına atlayıp “şimdiye kadar neredeydin, insanlar Ergenekon’dan tutuklanırken sesin çıkmadı, şimdi neden bağırıyorsun” şeklinde özetleyebileceğim eleştiriler yaptılar.

Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Erdoğan’ın çevresine, özellikle onun adını kullanarak fitne çıkaran çevresine yönelik eleştirilerim bakidir. Bu eleştirilerimden elbette Erdoğan’ın payına düşen kısımlar da var bunlar da baki. Bu eleştirileri yeri geldiği zaman yine ve yeniden sıralarım. Continue reading

By Emre Uslu

Bağımsız Kürdistan’ın önündeki en büyük engel Amerika


Bağımsız Kürdistan’ın önündeki en büyük engel Amerika

Bu yazi TARAF gazetesinin 28/04/2012 tarihli sayisinda yayinlanmistir

Irak’ta derinleşen kriz, Suriye-İran-PKK denklemindeki belirsizlikler ve Mesud Barzani’nin Amerika ve Türkiye ziyaretlerinin arkasından yaptığı açıklamalar Türkiye’de eski bir tartışmayı yeniden alevlendirdi: Irak Kürtleri bağımsız bir Kürdistan mı kuruyor? Mesud Barzani verdiği demeçte eylül ayına kadar Bağdat yönetimiyle sorunlar çözülmezse Kürtlerin önüne referandum sandığı koyacağını ve nerede yaşamak istedikleri yönünde tercihlerini yapmalarını isteyeceğini ifade etti. Hâliyle bu Türk basınındaki o eski korkuyu depreştirdi. Örneğin gazetelerden biri “ağzındaki baklayı çıkardı” şeklinde başlık atmış.

Köşelere yansıyan analizlerde de gerçekten Barzani’nin bağımsız devlet kurabileceğine ilişkin değerlendirmeler var. Oysa bölgesel gerçeklik ve global dengeler farklı. Barzani istese bile –bana göre Barzani sadece blöf yapıyor ve bağımsız bir Kürdistan kurmak gibi bir deliliğin içine giremez şu konjonktürde– bağımsız bir Kürdistan’ın önünde en büyük engel Amerika Birleşik Devletleri. Continue reading

By Emre Uslu

PKK’nın çocuk savaşçıları


Geçen aylardan Bingöl’de sağ yakalanan ve askerin parkasını verdiği PKK’lı henüz 16 yaşında bir çocuktu. Nedende kimse bu çocuğun PKK’daki durumunu sorgulamadı. Türkiye’de çocuk işçiler, çocuk evlilikleri büyük gürültüyle gündeme getirilir. Ama PKK’nın istihdam ettiği çocuk savaşçılar konusunun kapağını bile açmıyor. Örneğin İnsan Hakları Dernekleri PKK’daki çocuk gerillalar konusunda bir raporu bırakın bir kelime bile açıklama yapmamıştır.

Batılı gazeteciler Kandil’deki çocuk savaşçılara mutlaka kamera tutar. Bizim gazeteciler Kandil’e gider, PKK içindeki çocuk askerleri de görürler, ama bunun insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu belirtip PKK liderlerine karşı iki kelimelik bir eleştiri yazmazlar. Bu yüzden çocuk savaşçılar konusunda şimdiye kadar Türk medyası iki kelimelik haber yapmamıştır. Oysa kuruluşundan beri PKK’daki çocuk savaşçıların oranı hayli yüksekti. Continue reading

By Emre Uslu

‘Pişmanım’


Bugün analiz yok. Kürt sorunu yok. PKK yok. Ergenekon yok. Asker yok. Balyoz yok. Güvenlik konuları yok. Bugün hayata dair iki pişmanlığımı yazacağım.


Hayatıma dair en önemli pişmanlıklarımdan biri Kanada’ya gitmek.
Özellikle 28 Şubat’ta yapılanları Türk medyasından takip etmeye dayanamayınca, zaten öğrenmek istediğim İngilizce için, durumu bir bahane yapmış “en iyisi İngilizce öğrenip dünyayı yabancı basından takip etmek” diye karar verip Kanada’ya gitmiştim. Tek amacım İngilizce öğrenip Türkiye’de olanları yabancıların gözünden izlemekti. Gitmez olaydım. Continue reading

By Emre Uslu

Astsubaylar: üvey evlat muamelesi yapmayın yeter


Astsubaylar: üvey evlat muamelesi yapmayın yeter

Bu yazıyı yazmak için yazı günüm Çarşamba’yı bekleyemedim. Zira Türkiye’de gündemin ne olacağı belli olmaz. Gündem kayarsa astsubayların çığlığına ses veremeyebilirim endişesine kapıldım. Astsubayların haklı çığlığına bir nefes destek veremem kaygısıyla blogumdan yazmayı düşündüm. Continue reading

By Emre Uslu

Gelecek Kürt Hizbullahı’nın


Bu yazi 9/5/2012 tarihli Taraf gazetesinde yayinlanmistir

 

Doktora tezim için incelemeye aldığım Kürt kimliğinin dönüşüm sürecini incelerken diğer milliyetçi kimlikler gibi Kürt kimliğinin de seküler bir kimlik olarak doğduğunu, seküler milliyetçi örgütler tarafından yaratılıp büyütüldüğünü, ancak 1990’lı yıllardan itibaren seküler vurgunun giderek azaldığını, hem Kürt kimliğinin taşıyıcısı örgütlerin hem de kimliğin kendisinin evrilerek Kürt-İslam kimliğine dönüşmekte olduğunu görmüştüm.

Doktora tezinde incelediğim Kürt kimliğini etkileyen üç temel aktör, Devlet, PKK ve Hizbullah ile üç temel faktör, modernleşme, şehirleşme, ve globalleşme süreçleri arasındaki ilişkinin doğal sonucunun Kürt İslam kimliğinin taşıyıcısı örgüt olarak Kürt Hizbullahı’nı büyüteceği ve seküler kimlik vurgusuyla ortaya PKK/BDP’yi de zayıflatacağı sonucu çıkıyordu. Continue reading

By Emre Uslu

”Arkanızı dönün Köylüleri bombalayacağız”


”Arkanızı dönün Köylüleri bombalayacağız”

 Uludere köylüleri vurulmadan önce Türk Subaylar Amerikalıları Başka yöne yönlendirmiş

Uludere faciasının üstü maalesef Türk devleti tarafından kapatılmaya çalışılırken konuya ilişkin önemli ayrıntılar içeren bilgiler Amerikan gazetesi Wall Street Journal’dan geldi. WSJ’ın haberine göre Uludere’de Amerikan İnsansız Hava Araçları da (İHA) kullanılmış. Continue reading

By Emre Uslu